Read more: http://www.bloggerdersleri.com/2012/06/blogger-meta-tag-ayarlari.html#ixzz3CwTYFEk2 şöyle garip bencileyin: osmanlı ordusunda alman komutanlar Follow my blog with Bloglovin
osmanlı ordusunda alman komutanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
osmanlı ordusunda alman komutanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ocak 2020 Cumartesi

Alman Askeri Misyonu ve Osmanlı-Almanya Yakınlaşmasının Figürleri



     Osmanlı Devletinin “inhitat” yani gerileme devrine girmesiyle birlikte, zayıflayan alanlardan birisi de, ordu idi. 19 yüzyılda Avrupa’daki gelişmeler ile birlikte, silah sanayinde yaşanan ilerlemeye ayak uydurmakta geri kalınca, bir zamanların ihtişamlı Osmanlı askeri kuvveti güç kaybetmeye başlamıştı. Geç kalınan trene yetişmek adına ilk adımı atan Sultan 2. Mahmut, baş belasına dönüşen başıbozuk Yeniçeri Ordusunu lağvetmiş ve “Asakir-i Mansure-i Muhammediyye” kurmuştu ancak bunlar yeterli değildi. Anlı şanlı Prus askerlerin, yavaş yavaş da olsa Osmanlı ordusunda göreve başlaması bu döneme rastlar. Hatta bu erken dönem gelenlerden birisi, askeri dehası ve stratejileri ile nam salmış Feldmareşal Helmuth Karl Bernhard von Moltke idi.

     Yıllar sonra, 93 Harbi olarak bilinen (1877-1878 Rus-Osmanlı Savaşı) hezimetin akabinde imzalanan Berlin Muahedesi, Osmanlı-Alman ilişkilerinde yeni bir dönemi başlattı. Çünki bu antlaşma sırasındaki Alman tavassutu, Osmanlı lehine görünüyordu. Berlin Antlaşmasının getirdiği bu ortam, daha yeni Sultan olan 2. Abdülhamid Hanın her alandaki modernizasyon görüşüne paralellik arz ediyordu. Zira çok zaman geçmeden Halife, ordunun ıslahı için Almanlardan askeri bir heyet talep etti. 1880 senesinde yürütülen görüşmeler ile, sözleşme imzalandı. Alman imparatorluk kuvvetlerinin bel kemiğini oluşturan Prusya Ordusunun Avrupa’daki savaşlarda üstün başarı göstermesi ve çağın gerektirdiği teknik teçhizata haiz olması, zaten yakınlaşma eğilimindeki Osmanlı-Alman ilişkilerinin kilit noktalarından birini oluşturuyordu. Neticede, daha Alman İmparatoru 2. Wilhelm İstanbul’da Sultanı ziyarete gelmeden birkaç sene evvel (1882), Albay Otto Kaehler (Kahler) riyasetindeki subaylar, İstanbul’a gelerek faaliyete başladı. Bu faaliyetler, Sultan Abdülhamid hâl edilene kadar devam etti. Ancak Kaehler Paşa 1885’te ölünce, sonradan heyete dahil olan Baron von der Goltz sorumlu oldu. Ordudaki bu toparlanma çabalarının ilk teste tabi tutulduğu yer, 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı idi. Alman silahlarının da kullanıldığı savaş, 30 gün içerisinde (30 Gün Savaşı olarak da bilinir bu yüzden) tam bir zafer ile neticelenmişti.
Alman İmparatoru II. Wilhelm İstanbul ziyaretinde
yanında Enver Paşa ve Sultan V. Mehmed

     Tabi son halife diyebileceğimiz Abdülhamid Han-ı Saninin İttihatçılar tarafından tahttan uzaklaştırılması, ülke için tam bir felakete dönüşürken, hızlı bir toprak ve itibar kaybı yaşandı. Sultan Mehmed Reşad’ın ipleri, abisi Abdülhamid gibi çekememesi, devlet yönetimini tamamen beceriksiz ve çıktığı kabuğu beğenmeyen İttihatçıların acemi ellerine düşürdü. Trablusgarp ve Balkan Savaşlarında yaşanılan hezimetin ardından, devletin son çırpınışları 1. Dünya Savaşına denk geldi. Alman paşaların gözetiminde devam eden ve ivme kazanan ıslah hareketi, birkaç cephede kendini gösterse de, savaşın genel gidişatına kalıcı bir etkisi olmadı.

      Beceriksiz kadrolarının elindeki devletin erozyon ve çözülmesi şiddetli bir şekilde devam ederken, savaş 1914 yılının temmuz ayında patlak verdiğinde, Osmanlı Devleti henüz olan bitenin dışındaydı. Lakin uzun süre bu şekilde kalması kabil değil gibiydi çünki aynı senenin başlarında Harbiye Nazırı, Enver Paşa olmuştu. Kendisi İttihat Terakki Cemiyetinin kurucularından olması bir yana, 31 Mart Olaylarında, Hareket Ordusu içerisindeydi. Paşanın birkaç sene evvelinde, askeri ataşelik münasebeti ile Berlin'de bulunduğu esnada, Prusya-Almanya birleşmesi ile oluşan "Alman İmparatorluğu"nun ordu yapılaşması ve disiplininden etkilenmiş olduğu muhakkak. Zira “Alman Askeri Misyonu” olarak bilinen Osmanlı-Alman işbirliği, kendisinin Harbiye Nazırlığı döneminde yaşandı. Ancak şunu da belirtmek lazım, kuvvetlenen bu ilişkiler, daha 1913 yılında, yani Enver Paşa nezaret gelmeden evvel fiilen başlamış, Liman von Sanders komutasındaki bir grup Alman subay, Enver Paşa nezarete getirilmeden sadece 20 gün evvel, Türk Ordusunda ıslahat faaliyetine başlamıştı. Osmanlı-Almanya İmparatorluğu yakınlaşmasının ilk göstergesi olarak, Alman subaylar ordumuzda müşavir olarak vazifelendirildi. Silahlı kuvvetlerde bir sürü değişikliğe gidildi.

     Ne var ki, askeri ıslahat hamlesinin daha sekizinci ayında, Cihan Harbi patlak verdi. Avrupa’daki savaşın başlamasının üstünden daha bir ay bile geçmeden, kendisi de bir İttihatçı olan Sadrazam Said Halim Paşa'nın yalısında, Enver Paşa'nın da hazır bulunmasıyla imzalanan gizli ittifak anlaşması, Osmanlı'yı tamamıyla Almanya'nın kucağına atmış oldu. Artık Devlet-i Osmaniye'nin savaşa fiilen dahil olması an meselesiydi. Fitilin ateşlenmesi için ise fazla beklemeye gerek kalmadı. Sonradan Yavuz ve Midilli isimlerini alacak olan iki adet Alman kruvazörün (Goeben ve Breslau), peşlerinde İngiliz savaş kruvazörleri olduğu halde, Enver Paşa'nın şahsi talimatıyla İstanbul Boğazından geçip Karadeniz'e ulaşması, sonun başlangıcı oldu. Enver Paşa'nın bir sonraki zaafı ve yanlış kararı her şeyi mahvedecekti, zira Karadeniz'deki bu iki kruvazörün amiraline, Rusya'ya saldırma emri vermişti.

     Alınan bu kararlar, devletin yıkılması ile neticelenecekti bilindiği üzere. Devlet ortada kalmayınca, askeri misyon da haliyle dağılmış oldu. Tabi ki hepsini yazmamız mümkün değil ama topraklarımıza gelen, zikre şayan (ilk ve sonraki dönem) bazı Alman subaylarına göz atalım:

     Helmuth Karl Bernhard von Moltke: Mareşal Moltke, 1835-39 yılları arasında gözlem ve eğitimlerde bulunup, müşavirlik yaptı. Sonradan Prusya’ya döndüğünde, girdiği savaşlarda üstün başarılar gösterdi. 1857’den sonra Prusya, Alman İmparatorluğunun teşekkülünün ardından da Almanya Genelkurmay Başkanlığını, tam otuz sene idare etti. Almanya’nın yükselen bir güç olmasında büyük katkısı olan Otto von Bismarck ile birlikte çalıştı. O Moltke ki, Sultan 2. Abdülhamid, 90. doğum günü münasebetiyle, kendisine tebrik mesajı dahi yollamıştır.
üç Prus efsanesi: Bismarck,
Albrecht von Roon, Moltke

     Colmar von der Goltz: “Golç Paşa ya da Goltz Paşa”. Osmanlı ordusu modernizasyonu esnasında, bizim topraklara gelenlerden. Bilhassa subayların yetiştirilmesinde katkısı oldu. Prus yapılanmasının temel taşlarındandır. Ordunun eksikleri ile alakalı rapor hazırlamış ve iyi niyetle çalışmıştır. Osmanlı, 1. Dünya Savaşı girince, 6. Ordu Komutanlığına getirilmiş ve 1916'da tifüsten ölünceye kadar, İngilizlere karşı başarılı bir mücadele vermiştir. O tarihlerde yüzümüzü nadiren ağartan galibiyetlerden biri olan ve kendisinin planladığı Kut-ül Amare zaferinin kazanılmasını göremedi. Mareşal rütbesi vardı ve ünü dünyaya yayılmıştı. Krupp ve Mauser gibi Alman silah markaları, onun inisiyatifinde askerlerimize verildi. 1883-1897 arasındaki ilk hizmet döneminden sonra, 1908’de tekrar gelmiş (aralarda Alman İmparatorluğunun verdiği diğer vazifelerde de bulunsa) ve ölümüne kadar kalmıştır. İstanbula’a defn edilmek istediğinden, naaşı Bağdat’tan getirilmiş, Tarabya’daki Alman Askeri Mezarlığına gömülmüştür.
Fesli Goltz Paşa

     Fritz Bronsart von Schellendorf: 1914 - 1917 yılları arasında, Erkan-ı Harbiye Reisliği (Genelkurmay Başkanlığı) yapan general. Yaptığı icraatlar arasında en dikkat çekenlerinden birisi; Osmanlı Ordusunu Alman karargahına bağlaması oldu. Bu da, ordumuzun neredeyse tüm harp boyunca, Alman Genelkurmayı tarafından idare edildiği anlamına gelir. Filistin Cephesindeki mağlubiyetler ve Kudüs’ün İngilizlerce işgali akabinde, görevinden alındı. Sarıkamış Faciasına sebebiyet verecek harekat planına da katkısı vardır.
Askeri Misyonun subayları: Schellendorf, von Sanders,
von Feldmann, Erich Weber

     Otto Liman von Sanders: Osmanlı'nın son dönem yabancıları arasında, ismi en çok zikredilen askerlerden birisi. Alman Askeri Misyonun başı ve önce 1. Ordu komutanı idi. Adının çok anılmasının başlıca sebebi de, Çanakkale Savaşı sırasında o cepheyi de içine alan 5. Ordu komutanı olması ve bu savaşın bizlere bir şekilde "zafer" diye yutturulmaya çalışılması. 300 bin, hatta bazı kaynaklarda 400 bine yakın vatan evladının şehit edildiği, Abdülhamit Hanın özenle yetiştirdiği askerlerin "cömertçe" telef edildiği ve neticesine bakıldığında, işimize yarar görünen hiçbir neticenin alınmadığı bir savaşın komutanı kendisi. Daha sonra, von Falkenhayn’ın yerine komutanlığını yaptığı Filistin Cephesi de çökünce, memleketine döndü.

     Hans von Seeckt: von Schellendorf'un yerine 1917'de Genelkurmay Birinci Başkanlığına getirildi. Osmanlı'ya gelene kadar elde ettiği askeri şöhret pek işe yaramadı, zira bir şey yapamadan, Mondros Mütarekesinin imzalanması akabinde, Almanya'ya avdet etti.

     Erich von Falkenhayn: Eski Prusya Savaş Bakanı ve Alman Genelkurmay başkanı. Filistin-Suriye-Irak  hattını müdafaa etmek için "Yıldırım Ordular Grubu" isimli ordunun ilk komutanı. Bu cephenin çökmesinin sorumlularından birisi.
     
     Friedrich Freiherr Kress von Kressenstein: 1. Dünya Savaşı esnasında 8. Ordu Komutanı oldu. İki defa İngiliz ordusunu yenmesine rağmen, üçüncüsünde yenilmiştir.

     Erich Weber: "Weber Paşa" olarak da bilinirdi. 1913’te geldi. Çanakkale Savaşı başlamadan evvel, kendisine "paşa" ünvanı verildi. 1915 Ekiminde Alamanya’ya geri döndü.

     Franz von Papen: Hitler Almanyasına hazırlıkta Şansölye görevinde bulunmadan seneler evvel, Filistin cephesinde 4. Orduda kurmay başkanıydı. 1915'ten 1. Dünya Savaşı bitene kadar orada vazifeliydi. 2. Dünya Savaşında tekrar bu topraklara gelmiş, Nazilerin Ankara Büyükelçisi olmuştur.
Papen Hitler'in karşısında, arka planda da
Joseph Goebbels ve Hermann Göring

     Hans Kannengiesser: 1912’de İstanbul’a geldi. Çanakkale Savaşında bulunan subaylardan birisidir ve burada yaralanmıştır.

     Wilhelm Souchon: Osmanlı Donanmasına sığınan meşhur Goeben (Yavuz) ve Breslau (Midilli) gemilerinin komutanı iken, daha bu savaş gemileri gelir gelmez, Osmanlı bayrağını çekerek hemen Karadeniz'in kuzeyine yönelip, Sivastopol ve Odessa limanlarını bombalayan ve haliyle Osmanlı Devletinin 1. Dünya Savaşına girmesine sebep olan kişi.

     Otto von Feldmann: Genelkurmay 1. Başkanlığı ve akabinde 1. Ordu Kurmay Başkanlığı yaptı. Nazilerin esip gürlediği yıllarda Reichstag’da bulundu.

     Guido von Usedom: 1. Dünya Savaşı sırasında amiral olarak Osmanlı donanmasında hizmet etti. 1914’te geldi. Çanakkale Boğazında faaliyetlerde bulundu. Çanakkale Savaşının ardından, Prus-Alman geleneğin en prestijli madalyası olan “Pour le Merit Nişanı”nı aldı.

     Johannes Merten: Emekli olduğu halde, 1. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Ordusunda aktif göreve tekrar başladı. Çanakkale Savaşında bulununan amirallerdendir.

Soldan sağa: Amiral von Usedom, Kayzer Wilhelm,
Enver Paşa, Johannes Merten Gelibolu Yarımadasında