Read more: http://www.bloggerdersleri.com/2012/06/blogger-meta-tag-ayarlari.html#ixzz3CwTYFEk2 şöyle garip bencileyin: Ali Bulaç Mantık Ekolü ile "Kardeş Katlinden Hükumet-Cemaat Gerilimine Giriş" Dersi Follow my blog with Bloglovin

23 Eylül 2014 Salı

Ali Bulaç Mantık Ekolü ile "Kardeş Katlinden Hükumet-Cemaat Gerilimine Giriş" Dersi


     Zaman Gazetesi yazarı Ali Bulaç, 22 Eylül 2014 tarihli makalesinde enteresan tespitlerde bulunmuş! Bu makale üç kısımdan müteşekkil: Birinci kısımda, cahiliye devrinde kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesini ele almış. Bu meselenin meş'um yüzünü takdim ettikten sonra ikinci kısımda Osmanlı Devletinin “nizam-ı alem için kardeş katli” meselesine girmiş. Bu işi, cahiliye devrinin meş'um uygulamasına benzeterek lanetlemiş. Makalenin üçüncü kısmında da kendi hastalığı ve sağlık vaziyeti hakkında okuyucularını bilgilendirmiş ve dua edenlere teşekkür etmiş.
     Ali Bey'in bu makalesinin birinci ve üçüncü kısmı ne kadar manalı ise ikinci kısmı, yani Osmanlı'nın siyaseten katl meselesini, günümüz Türkiyesindeki meseleler ile alakalandırılan kısmı da, bir o kadar manasız olmuş. Ali Bulaç şöyle yazmış:
"... Sayılan sebeplerle kız çocuklarının öldürülmeleri nasıl cinayet ise ileride devlete talip olur, iktidar kavgaları devletin bölünmesine sebep olur, diye çocuk yaştaki şehzadelerin öldürülmeleri de cinayettir. Muhtemel bir suçun cezası peşin verilmez. Bir şehzade potansiyel olarak hanedana ortaktır ama fiili olarak tahta geçip geçmeyeceği, buna istekli olup olmayacağı belli değildir. Tahakkuk etmemiş bir suçun cezası, suçun potansiyelini taşıyan kişiye, daha kundakta iken, hukuken mükellef bile değilken çocuğa ödetilemez. Şehzadeler arasında iktidar kavgaları yüzünden devletin bölünme tehlikesini bertaraf etmenin yolu birkaç kadından onlarca çocuk doğurup boğdurmak değildir. Bu tehlike, padişah bir hanımdan veya cariyeden bir erkek çocuk doğduğunda bir daha çocuk olmaması için şer’i tedbir alması yani gebeliği mesela azl yoluyla önlemesiydi".
    Bulaç'ın, “kardeş katli” uygulamasına bu bakışı ilk değil ve elbette son da olmayacaktır. Zira buna benzer ifadeleri, yani şehzadelerin bu şekilde katl ile, muhtemel siyasi huzursuzlukların dışına ihraç edilmesinin şer’i hukuk ile meşrulaştırılmasının zor olduğunu, devrin Osmanlı Ulemasının bir kısmı da ileri sürmüştür. Ancak devletin salahiyetini elinde tutan Sultan ve Vüzerasına müsteşarlık yapan ulemanın ekseriyetinin içtihadına göre, "siyaseten katl" devletin yani ümmet-i Muhammed’in selameti için tek tercih olarak görülmüş ve şehzade katli de böylece bir müddet tatbik edilmek üzere kanunlaştırılmıştır. Burada hareket noktası "umumun menfaati için hususun menfaati feda edilebilir" fetvası olmuş ve bu içtihat ile amel edilmiştir. Her ne kadar şehzade katlini hatalı bulan ulema olsa da, bu işin son derece faydacı (pragmatik) olduğunu tecrübe ile müşahede etmiş olan daha geniş ufuklu ulema ve vüzera sınıfı yukarıdaki fetva mucibince siyaseten katli gerçekleştirmişler ve böylece devletin iç siyasetindeki istikrarını yüzlerce sene sürdürebilmişlerdir. Bu minvalde birincisini ileri sürenler yani bu katl işini hatalı bulanlar olabilir ancak bunların dar ufuklu olduklarını rahatılıkla söyleyebiliriz. Eğer Osmanlı Devleti, bugün Ali Bulaç ve bazı dar ufuklu fakat “alim görünümlü” felsefecilerin dile getirdikleri gibi düşünen ve fetva veren ulemanın elinde olsaydı, muhtemelen altı asırlık dev bir tarihten bahsedemezdik. Belki en fazla Abbasi Devleti gibi iki asrı ancak aşabilmiş bir Osmanlı Tarihinden (1300-1550) dem vururduk. 1550'de taht kavgaları ile meşgul olan Osmanlılar, Vatikan Kilisesinin tertip ettiği Haçlı Seferleri ile Anadolu'da mağlup olup, tarihe karışacaktı ve yerine muhtelif devletler kurulacaktı. O zaman Ali Bulaç bu makaleyi bugün Kırgızistan'da bir gazetede bile yazamayacaktı. Haçlı Seferleri ile Anadolu'dan sürülen Müslüman Türkler, muhtelif coğrafyalara dağılacaktı ve Orta Asya'ya dönenler, Arap ülkelerine dağılanlar ve Anadolu'da zorla Hristiyanlaştırılanlar olmak üzere, alternatif bir tarih yaşayacaklardı.
     Tabii ki olmamış olanı "olacaktı" diyerek yazmak tarih değildir, ilmi de değildir. Dolayısıyla, yukarıdaki ifadelerle dikkat çekilmek istenen aslında, Ali Bulaç'ın ifadeleridir. Kardeş katli ile devletin çökmediği ve asırlarca yaşadığı bizim iddiamız değildir, bu bir vakadır. Ancak Bulaç, "Bu tehlike, padişah bir hanımdan veya cariyeden bir erkek çocuk doğduğunda bir daha çocuk olmaması için şer’i tedbir alması yani gebeliği, mesela azl yoluyla önlemesiydi" diyor. Yani siyaseten katl icra edilmeseydi de Osmanlı Devleti, iç karışıklıklarla yıkılmayabilirdi demek istiyor. Yani kardeş katli icra edilmeseydi, Osmanlı Devleti çökmeyecekti demiş oluyor. O halde, olmamış şeyi nasıl olacakmış gibi okuduğunu kendisine sorarız. Yok eğer muradı, "devlet çökerse çöksün, ekseriyeti kurtarmak için az da olsa bazı insanları katletmek daha mı iyi" gibi bir ifade ise ve bu siyasi katl işini, cahiliye devri katl işine benzetiyorsa o zaman kendisine şunu söylemekten başka çare kalmaz: Ali Bey, bir şehzadenin katli, bir harbin çıkmasına mani olduğunda, yani bir katl ile bin katle mani olma imkanına dair tercih hakkınız olduğunda, siz hangisini seçersiniz? Herhalde “bir kişi için bin kişinin canıı feda olsun” tarzında bir yaklaşımı olmazdı. Yok “benim anlatmak istediğim başkaydı, beni yanlış anlayıp yanlış mütalâa ediyorsunuz” derseniz, yani bir Padişah'ın bir erkek çocuk sahibi olduktan sonra başka çocuk için “herhangi bir teşebbüste bulunmaması” gibi bir tedbir ile bu mesele halledilirdi demek istiyorsa, kendisine şunu hatırlatmak lazım: Eskiden doğan çocukların en az üçte biri vefat ederdi. Osmanlı hanedanında, katl edilmeksizin vefat eden çocukların sayısı, siyaseten katl edilenlerle kıyaslanamayacak kadar fazladır.
    Ali Bulaç, Kanuni'nin müsteşarı olsaydı ve Padişah, bir erkek evlada sahip olduktan sonra, Bulaç'ın teklifine uyarak başka bir erkek evlat sahibi olmasaydı, bu şehzade beş yaşındayken soğuk algınlığı veya başka bir sebeple vefat etseydi, Padişahın da bir daha erkek evladı doğmasaydı ve yeğenleri arasında tahta geçecek bir erkek olmasaydı (ki buna benzer bir vaka mevcuttur) kendisine ne tavsiye ederdi? Şöyle bir şeyler mi acaba: "Haşmetlü Padişahumuz Hazretleri, müsterih olunuz. Bu vaka bize göstermektedir ki artık liberal demokrasiye tiz geçilmelidür. İzn-i hümayununuz buyrulursa Devlet-i Aliyye'nin tüm beldelerine fermanınız irsal eyleyüp cümle vilayetlerinizde sanduklar kurdurup halkın iradesine geçile. Naçizane tavsiyem, liberal demokrasiye geçelüm ve dahi devletimiz bundan böyle Padişahını halkının doğrudan tercihi ile tayin etsin!"
     Ali Bulaç ya günümüzün Osmanlı aleyhtarı dizilerinden çok müessir oldu veya Cemaat-Hükümet mücadelesi cereyan ederken, Zaman Gazetesinde muharrir olduğu için, tarihi vakaları günümüz meselelerine alet ederek yeniden yorumlamak mecburiyetinde hissetti kendini. Yazının devamı, ikinci şıkkı daha çok kuvvetlendiriyor gibi... Nitekim şöyle devam etmiş:
"Devletin bekası için evlat veya kardeş katli, siyasi kültürümüze ‘devletin her türden hukuk dışı müdahalesi’ni makbul ve mümkün yol gösterilmesini sağlamıştır. Hâlâ bunun acısını çekiyoruz. Devletin bugün de süren hukuk dışı uygulamaları, süren töre ve namus cinayetleri Müslümanların tarihte Kur’an’a göre amel etmediklerini göstermektedir".
     Bu cümleleri neşrettikten sonra, kendisi ya da gazeteden herhangi bir editör, bu satırları okudu mu acaba? Bunlar, gerçekten düşünerek kaleme alınan ifadelere hiç benzemiyor... hatta Cem Yılmaz'ın deyimiyle “beyinle yazılmayan sms sınıfı”na dahi giriyor olabilir! "Hala bunun acısını çekiyoruz" da ne demek? Osmanlı Devleti, bugün gazetesinde yazdığı cemiyetin ittifak ettiği CHP’nin babaları olan İttihatçıların eliyle becerilerek tüm müesseseleri ve esaslarıyla tarihe gömüldü. Bugün bazı sıkıntılar yaşıyorsak hukukî eksikliklerden ötürü yaşıyoruz. Demokrasi diyoruz, demokrasi darbeleri yiyoruz. Hukuk diyoruz, hukuk darbesi yiyoruz. Bunlar Osmanlı'nın yol açtığı sıkıntılar mıdır? "Devletin bugün de süren hukuk dışı uygulamaları, süren töre ve namus cinayetleri Müslümanların tarihte Kur’an’a göre amel etmediklerini göstermektedir" cümlesi ne büyük bir cinayettir. Siyaseten katl bile bu cümlenin yanında daha az dehşetli görünüyor. Devletin bugün hukuk dışı bir uygulaması varsa bu "laik" olduğunu iddia ederek tuhaf bir düzen kurmaya çalışmış olan düzensiz devletin meselesidir. Ve bu devletin şartlarında icra edilen kirli siyaset, Müslümanların tarihte Kur’an-ı Kerime göre amel etmediklerini göstermez. Bulaç köşesinde, “devletin bugünkü hukuk dışı uygulamalarında gazetesinde yazdığım cemaatin yol açtığı bazı sıkıntılar vardır” diye yazabilir mi? Bugün tarafında yer aldığı cemaatin, ittifak halinde olduğu İttihat ve Terakki'nin torunlarının, son yüz senedir bu topraklarda yol açtığı yaraların, günümüz sıkıntıları üzerindeki doğrudan tesirlerini yazmak yerine, “tarihte Müslümanların yaptığı hatalar bugün devletin karar alma merkezlerinde hala devam ediyor” gibi iddialar ileri sürmek hangi akla hizmettir... sahi... bu ne “HİZMET”tir?
     Başbakan Ahmet Davutoğlu, “bekası için kendi çocuklarını feda eden bir devletin torunlarıyız” mealinde bir ifade kullanmıştı. Ali Bulaç, Bu ifadeye bakarak, “Hükumet cemaati siyaseten katl ediyor, Osmanlı'nın yaptığı hatayı bugün de benzer anlayışla bu iktidar cemaate karşı işliyor” mu demek istiyor acaba?
    Ali Bulaç'ın ve onun gibi düşünenlerin bilmesi gerekir ki; Osmanlı, siyaseten katli, hain şehzadelere karşı icra etmedi. Henüz suç işlememiş olan kendi çocuklarını, devletin ve milletin bekası için, büyük tarihi tecrübelere dayanarak katletti. Bu siyasetin, devletin bekası için çok faydalı olduğu ortada olsa da, bazı “Romantik Felsefeciler” bu siyasetin hatalı olduğunu söylüyor. Nitekim bazı ulema da bunu söylemişti. Diyelim ki bu bir “içtihat” meselesi, farklı düşünülebilir. Ancak bu tarihi vakayı, bugünkü Türkiye'deki iç çekişmeye alet etmek, ait olunan “mantık ekolü”nün iflası demektir. Türkiye'de şu an, iktidarın hesap sorduğu bir güruh var. Suçları sabit. Suçsuz iken siyaseten katle uğramıyorlar. Bir cemaatin savcıları, Adliye binası önünde basın mensuplarına bildiri dağıtıyorsa ve bu mensuplara dokunulduğu zaman o cemaat feryad-u figan eyliyorsa, bu bir ispattır. “Tape”leri en fazla cemaat manşet yapıyorsa ve bazı polislere dokunulunca, en fazla cemaat haykırıyorsa bu bir delildir. Bunlar halkın gözü önünde cereyan ediyor. Halkın seçtiği iradeyi, halka rağmen indirmeye çalışanlar, şehzadeler kadar masum değildir. Şehzade katlinin tenkit edilmesini, katılmasak bile anlarız ama günümüz Türkiyesinde bazı insanlara dokunulmasını, siyaseten katle benzetmeye çalışmak, sonra da “bugünkü Müslümanların hataları tarihi köklerinden geliyor” demek, çok fazla “cemaatçi” bir zorlama olur (Ali Bulaç'ın fazla cemaatçi takılmadığı biliniyor olsa da). 
     Ali Bey! Kanuni’nin idare etmediği bir devlette, Kanuni’yi cinayetle itham etmek kolay, Tayyip Erdoğan’ın cinayet işlemediği bir ülkede, mevcut olan huzurlu ortama güvenerek onu hedef almak kolay. Ama hiç affetmeyen bir cemaatin gazetesinde, o cemaati, zerre miktarı tenkit etmek hiç de kolay değil öyle değil mi?

     Neyse... bu yazıyı "rahatsızlığına" veriyor ve "geçmiş olsun" diyoruz!


Hiç yorum yok :

Yorum Gönder