Read more: http://www.bloggerdersleri.com/2012/06/blogger-meta-tag-ayarlari.html#ixzz3CwTYFEk2 şöyle garip bencileyin: Öz Kardeşlerini Öldürebilecek Kapasitedeki İnsanların Dünü ve Bugünü - 10 Follow my blog with Bloglovin

4 Eylül 2012 Salı

Öz Kardeşlerini Öldürebilecek Kapasitedeki İnsanların Dünü ve Bugünü - 10



     1947'nin sonlarına doğru Filistin topraklarında başlayan çatışmalar, 1948 Arap-İsrail Savaşı şekline girerek neredeyse bir yıl sürdü. Aslında bu savaş, İsrail'in topraklarını genişletimesi ve imzalanan ateşkeslerle "ben de buradayım, çar-naçar beni de hesaba katacaksınız artık" demekti. 1947 Birleşmiş Milletler'in Filistin'i Taksim Planı ve daha sonrasında patlak veren savaşlar, Ortadoğu coğrafyasında, yeni kurulacak ve kurulan İsrail'in sınırları dışında yaşayan Yahudi nüfus için köklü değişikliklere sebep oldu. Etraftaki devletlerde İsrail ve Yahudi karşıtlığı arttıkça, Avrupa'dan İsrail'e dönen göçmenlere, bir de bu ülkelerde zor durumda kalanlar eklendi ve yıllar içerisinde ciddi bir nüfus yeni kurulan devlete sığındı.

     Savaştan yenilgi ve intikam hırsı ile ayrılan Arap Dünyası, önce rotayı Sosyalizme doğru kırarken, sonradan da uzun seneler sürecek dikta rejimlerine yelken açtı. Bölgede, 10 sene süreyle bile rahatlık olmadı, krizler, savaşlar birbirini kovaladı. Hele 1967 senesindeki savaş tek kelimeyle inanılmazdı.

     İsrail'in kurulmasından sonra neredeyse 20 yıl geçmişti ve baskınlar, patlayan mayınlar, terörist saldırılar neticesinde 1967'nin 5 Haziranında, pazartesi günü, İsrail, Mısır, Ürdün ve Suriye arasında, kimilerine göre ve hatta İsraillilere göre yıllar dahi süreceği tahmin edilen ve fakat tarihin en kısa ve sonuçları en net savaşlarından biri cereyan etti. "Altı Gün Savaşı" olarak bilinen bu savaş, sadece altı (rakamla 6) gün sürdü ve hafta başı başlayan çarpışmalar, hafta sonu olmadan, israil'in büyük zaferiyle sonuçlandı. Savaş, ders kitaplarında okutulacak kadar büyük bir istihbarat ve dezenformasyon örneğidir.

     İsrail, savaş sonunda topraklarını üç katına çıkarırken, Sina Yarımadası, Doğu Kudüs, Golan Tepeleri, Gazze Şeridi ve Batı Şeria (gerçi sonradan statü değişiklikleri oldu ama) gibi kritik noktalar üzerinde hakim oldu. Kendisini Arap Dünyasının kahramanı gören Cemal Abdünnasır havasını aldı ve Arap Birliği hayalleri suya düştü.

     1978'de bölgenin en önemli iki gücü; İsrail ve Mısır, yanan ateşi biraz olsun dindirmek için barış yapmaya niyetlendi fakat bu barış görüşmeleri, hem Arap dünyasının hem de İsrail'in kamuoyu nezdinde sonucu olmayan bir şovdan öteye gidemedi ve hiçbir fayda getirmedi.

     Bugün gelinen noktada görünenler ise; Ortadoğu'daki tansiyonu düşme ihtimalinin olmadığı, İsrailli yerleşimcilerin dünyanın gözü önünde hergün yeni evler inşâ ettiği ya da Filistinliler'in elinden zorla evlerini aldığı, İsrail Devletinin bölgedeki en ufak hareketlilikten nem kapıp, çok rahat sınırları dışına saldırabildiği ve ne yaparsa yapsın dünyadaki egemen güçlerinin desteğini her zaman arkasında hissettiğidir.
Bir Filistinli aileye ait ev az sonra
gerçek! sahibini bulacak gibi! 
   
    Bu yerleşimcilik ruhu! ve inat ve ısrarcı ve cedeli seven karakterleri ile, 4000 küsür sene önce öz kardeşlerini kıskanıp öldürmeye yeltenen, sürüldükten 2000 sene sonra, kendilerine vaadedildiğine inadıkları topraklara (ya da bir kısmına) sahip olan Yahudilerin bundan sonra hedefinde Fırat ve Dicle'nin doğdu yerlerden Nil'e, Doğu Akdeniz sahillerinden Basra Körfezine kadar olan esaslı! bir Kenan Ülkesi var m'ola ki acep?  









Hiç yorum yok :

Yorum Gönder