Read more: http://www.bloggerdersleri.com/2012/06/blogger-meta-tag-ayarlari.html#ixzz3CwTYFEk2 şöyle garip bencileyin Follow my blog with Bloglovin

8 Ekim 2018 Pazartesi

Atalarımıza Mâl Edilen Maksatlı Sözler, Uydurma Atasözleri ve Yanlış Anlaşılan Kalıplar

     "Atasözü" olarak bildiğimiz, yüzyılların birikimini, tecrübesini, bilgeliğini, adeta çok faydalı ve tesirli bir hap gibi birkaç kelimeye toplayan yol gösterici sözler, günlük hayatımızda, bilhassa daha yaşlı, deneyimi ziyade olanlar tarafından sıkça kullanılır. Daha genç ve tecrübesiz olanların ders alması hedeflenir genelde. Halihazırda yapılmış veya yapılması muhtemel olan hatalardan dönmek gayesi güdülürken, mümkün olan en az kelimeyle, en geniş mana verilmek istenir.

     Yine aynı bağlamda, genelde mecazi bir anlama işaret eden, çoğu zaman ilgi çekici söz öbeklerine de "deyim" denildiği malum.

     Her iki tanım da, toplumların ahlaki ve dini değerleri ile çok sıkı bir ilişki içerisindedir ve ait olduğu insanlar topluluğunun moral değerleri hakkında bilgi verir. Mesela, bizim gibi İslam dinini benimseyen milletlerde, hayatın her kademesini düzenleyen ve her alana işleyen dinin etkisi, atasözlerinde, deyimlerde gayet bariz olarak görülür. Daha da ötesi, bu veciz sözler Kur'an-ı Kerimden bir ayetin veya meşhur hadis kitaplarındaki herhangi bir hadisin, günlük olaylara olan teallükünden ibarettir çoğu zaman.

     Hal böyle iken, İslamiyeti yozlaştırma faaliyetlerinin hız kazandığı son 150-200 sene içerisinde, günümüzde de sıkça karşılaştığımız garip, tuhaf ve hatta aykırı bir takım sözler, "atasözü, deyim" kontenjanından kafamızı bulandırmaya çalışıyor. Birçoğu güdümlü olan sözler, hem dini hem de ahlaki bakımdan, esas ve geldiği yer belli olan temiz atasözlerimiz ile açık olarak çelişmektedir. Birçoğunun, diğer milletleri alenen aşağılayan "ırkçı" zihniyette olması, belirli bir maksada hizmet ettiğini açıkça gösteriyor. Sanki atalarımızdan pek hoşlanmayan bazı çevreler, hem toplumumuzun yozlaşması ve dini, milli bağların gevşemesi için, eğreti duran fakat ehil bir gözle bakmadıkça da anlaşılamayan, "çakma atasözleri" üretmiş ve piyasaya sürmüş.

     Deyim ve atasözü sınıfına giren söz öbeklerine bakıldığında, akılda kalıcı olması ve kolay kolay unutulmaması için, bazen gereğinden farklı "kalın", keskin, ağır ve hatta "kışkırtıcı" diyebileceğimiz kelimelerden seçildiğini görüyoruz. Dolayısıyla bu sözün ihtiva ettiği mana, sıklıkla o ağır ve keskin kelimelere takılıyor ve çoğu insan, sözün derinliğine inmek yerine, sözü oluşturan kelimelerin kullanımından hareketle, bu söz veya deyimin normal ahlaki değerlerden farklı hatta, "ahlaksız" ve yozlaştırıcı olduğu kanaatine varabiliyor.

     Tabi ki çok sayıda örnek var ancak burada, maksadını aşan olumsuz sözler, "çakma atasözleri" ve manası yanlış anlaşılan ifadeler için birkaç tane örnek vermek, yeterli olacaktır muhtemelen:


* Arabın derdi kırmızı pabuç: Arapları küçük düşürmek, daha doğrusu beyaz olan Arapları koyu renkli olarak tasvir edip, gösteriş ve şatafata düşkün olduklarını göstermeye çabalayan söz.

* Arap yağı bol buldu mu k..... başına sürermiş: Üstteki açıklamaya ek olarak, Arapları sonradan görme, müsrif, kıymet bilmez ve gayesiz yaşayan olarak tasvir etme gayretindeki söz. Bu sözün bir de; "Kürdün yağı çok olunca, hem yer hem yüzüne sürer" versiyonu vardır ki, aynı ön yargıdan Kürtler de payını almıştır.

* Ne Şam'ın şekeri ne Arabın yüzü: Yine ırkçılık kokan başka bir söz.

* İmam O....... cemaat  s....:  Baştakilerin bozulmaya başlaması, halk tabakasının hızla yozlaşmasına yol açar anlamında kullanılacak bir sözün, milletin ağzında çığırından çıkması durumu... Oysa çok daha münasip bir lisanla anlatılabilirdi! İmam gibi dinde saygın bir figür ve cemaat gibi mühim bir organizasyonu feda etmek gerekmezdi. Çakma bir söz olduğu, uzaktan bile anlaşılabiliyor.

* Anladıysam Arap olayım: Bir konu hakkında bilgi sahibi olmayınca söylenen söz. Ama nedense anlamayınca, kalın kafalı olan Arap oluyor!

* Arap saçına dönmek: Çözülmesi müşkül bir durum karşısında, sıkça söylenen bir söz. Muhtemelen kıvırcık ve karmakarış olmuş zenci saçına ithaf edilmiş olsa da, Arapları dahil etmek, zihniyet gereği nasıl olsa!

* Kürtten olsa evliya koyma onu avluya: Veli zatlara olan saygı ve sevgimiz ortada iken, sırf Kürt diye bu kadar ön yargı, pes doğrusu!

* Devletin malı deniz, yemeyen domuz: Devletin imkanlarını, maddi olanaklarını, kişisel çıkarlar veya gayr-i meşru işler için kullanmayı anlatan söz. İnsanları hırsızlığa, gaspa ve yalancılığa sevk eden bir ifade.

* Baldız baldan tatlıdır: Anadolu topraklarında yaşayan herhangi bir topluluğun söyleyemeyeceği kadar iğrenç ve sapkın bir ifade. İslamiyet'in koyduğu hudutların aşılması durumunda, ailelerin nasıl bir yıkıma, cinnetlere, cinayetlere ve sonu gelmez kan davalarına kolayca itilebileceği, bu sözden rahatlıkla anlaşılabilir.

* Salla başını al maaşını: Tembelliği ve iş geciktirmeyi anlatan bir kalıp. Adam gibi işini yapmak yerine, sadece üst makamdakilere yaltakçılık yaparak geçinmenin diğer adı.

* Düşene bir tekme de sen vur: Herhangi bir şekilde hayatı alt-üst olmuş birine yardım etmek, doğruyu anlamak ve "düşene" tekme atanlara açıklamak yerine, o zor durumdaki insana bir darbe daha vurmak ve daha da kötüsü, onun bu zaafından istifade etmek üzerine bina edilmiş bir ifade. Hele de düşen, hakikaten haksız yere düşmüşse ve etraftakiler bunu bilerek yardım etmiyorsa, işin kötülüğü ve yozlaşma daha da inanılmaz boyutlara taşınır.



Manası Çoğu Zaman Yanlış Anlaşılan Sözler:


* Bana dokunmayan yılan bin yaşasın: Biraz kıyıda bir söz. Genelde olumsuz yönde algılanıyor ve doğrudur da. Eğer aileye, cemiyete zarar veren bir yılanın hakkından siz gelebiliyorsanız, buna yetecek güç ve salahiyetiniz varsa, elbette ki onu bertaraf etmelisiniz. Ancak diğer taraftan da, şayet böyle bir şeye gücünüz yetmiyorsa, bunu değiştirmeye, zor kullanmaya kalkmayın, hem kendinize hem de çevrenize daha fazla zarar vermiş olursunuz.

* Bal tutan parmağını yalar: Olumsuz tarafından bakılan, çoğu zaman ülkemizin siyasileri ve siyaset anlayışı hakkında, insanların sahip olduğu bir düşüncedir. Devletin ve bulunulan makamın bütün imkanlarından istifade ederek, kendine haksız kazanç (genelde mal mülk olur bu) sağlamak olarak algılanır. Oysa iyi bakıldığında, balla iştigal etmekten mütevellit, parmağa bulaşan bir baldan ve o parmakta kalan balın yalanmasından bahsediliyor. Yani bulunduğunuz herhangi bir iş yerinde sunulan hizmetlerden, işin gereği olarak istifade ederken, size bulaşan, artan kısmından kullanabilirsiniz demektir. Yoksa, çalın, çırpın, milleti soyun anlamı asla çıkmaz.

* Fazla mal göz çıkarmaz: Yine karanlık tarafa mal edilme gayretlerine kurban giden bir söz. İllegal veya gayri ahlaki bir mal değil bu.

* El öpmekle ağız aşınmaz: Yalakalığa, dolayısıyla makam istismarına yorulmaya çalışılan sözlerden birisi. Oysa alttan almak, pozisyon gereği bir kişiye saygı göstermek, bir maslahat için birisinin gönlünü almak anlamı daha ağır basmalı burada.

* Köprüyü geçene kadar, ayıya dayı demek: Yukarıdaki atasözü ile neredeyse aynı manayı ihtiva etmektedir. İlla yaltakçılık ve yaranmak için kırk takla atmak olarak algılanmamalı. Bu ve buna benzer sözlerdeki ağır sayılabilecek ifadeler, sözün daha kalıcı olması ve yer etmesi içindir. Dolayısıyla mutlaka kelime manası değil, neye işaret etmeye çalıştığı göz önüne alınmalı.

* Üzümünü ye bağını sorma: İnsanları tembelliğe, çıkarcılığa be neme lazımcılığa özendirdiği iddia edilen söz. Hatta Ermeni Tehciri (tabi bu sözle bağlantı kuracak olan doğrudan Soykırım der) akabinde, buradaki mezalim ile alakalı olduğunu söyleyenler bile var. Ancak bunların hepsi zorlamadır. "Sana bir nimet, bir ihsan geliyorsa arkasını araştırma" veya "üstüne vazife olmayan işlere karışma" anlamına gelen karşılıkları daha ayağı yere basan cinstendir.

* Su akarken testiyi doldurmalı: Yanlış yorumlamaya müsait olsa ve yorumlanıyor olsa da, en basit ifadeyle, "fırsatın var iken, kötü günler için hazırlan" anlamına gelir. Haramdan akan su değildir ki bu, utanılacak bir şey olsun. Zaten haramdan ve kul hakkından korkmayanlar için, mazeret bulmak her halükarda kolaydır. "Yağmur yağarken, küpünü doldurmaya bak" da hakeza aynı konudadır.

* Her koyun kendi bacağından asılır: Bir kötülük, haksızlık görüldüğünde, bunu değiştirmeye çalışmamak veya hiç kimseye karışmamak manasında değildir, çoğu zaman ileri sürüldüğü gibi. Eğer gücün yetiyorsa, sözün dinlenecekse müdahale et, şayet seni aşan bir durumsa da, burnunu her işe sokma çünki kendin zarar görürsün anlamındadır.

* Güzele bakmak sevaptır: Evet güzele bakmak teşvik edilmiştir ancak sadece tek bir tarafa yorup, bir de üstüne başkalarının karısına kızına bakmak değildir tabi ki bu!

* Akçenin gittiğine bakma, işin bittiğine bak: Rüşvet ve/veya para, maddiyat kullanarak haksız çıkar elde etmek demek değildir. Şayet bir işini göreceksen ve para vermen gerekiyorsa, para vermeden sıkıntı çekeceğini biliyorsan, o verdiğin akçeye değil, karşılığında kazandığın şeye bak anlamındadır.

* Gelen ağam, giden paşam: Her gelene "eyvallah", herkese yaltakçılık yaparak kendi mevkini korumak manasında söylenmiş bir söz değildir. Bir pozisyona birisi atanmışsa, onun yetkili birileri tarafından vazifelendirildiğini düşünerek, hareket etmek ve burnunu kendinden büyük işlere sokmamak üzerinedir.

* Parayı veren düdüğü çalar: Kapitalizm, rüşvet, haksız kazanç sağlama gibi tamamen yanlış yerlere çekilmiş güzel bir söz. Oysaki Nasreddin Hoca merhum, burada çok güzel bir ders vermektedir. Külfetsiz nimet olmayacağını, yan gelip yatarak bir şey ele geçmeyeceğini açıklamaktadır körpe dimağlara.

* Minareyi çalan, kılıfını hazırlar: Hırsızlık ve haksızlığın arka çıkıldığı düşüncesi tamamen yersiz ve zorlamadır. Burada sârik övülmüyor ki, bu şekilde anlaşılsın. Şayet bir hırsız, aklına bu kötü fiili takmışsa, mutlaka her şeyini düşünmüştür demektir.

* Güvenme dostuna, saman doldurur postuna: Bu manayı, "Acıma yetime..." ile başlayan küfürlü söz ile anlatmaya hacet yok haliyle.

* Komşunun tavuğu komşuya kaz, karısı kız görünür: İnsanoğlunun zayıflığını, tamahkarlığını yüzüne vuran çok güzel bir atasözüdür. Her uzaktan görülen şeyin, o kadar da güzel ve lezzetli olmadığı bilinmelidir. Çünki dış görünüş çoğu zaman yanıltıcıdır.

* Düşenin dostu olmaz: Gerçekten de öyledir. İnsan tökezlediği ve düştüğü zaman, etrafındakilerin gerçek yüzünü görür ve "dost" diye geçinenlerin nasıl hemen çabucak yanından kaçıverdiği gerçeği ile başbaşa kalır.

* İmamın dediğini yap, yaptığını yapma: İmamları, hocaları, din büyüklerini karalamak, onların amellerini zayıf bilmek, onlara su-i zan beslemek için söylenmiş bir atasözü değildir. İnsanlık icabı yanılmışsa, istemeden veya unutarak bir şeyi bir şeyi yanlış yapmışsa, onun hakkında kötü düşünmeyin ve söylediği şeyleri tatbik etmeye devam edin çünki o neticede İslam Alimlerinin kitaplarından söylüyordur, düsturu ile hareket edin anlamındadır.

23 Nisan 2018 Pazartesi

Muhammed Ali'nin Dini, Kibri ve Bir Dönem Amerikalı Siyahların İslam Anlayışı


      - Bu adamın kuvveti olmadığını, kalbi olmadığını size sürekli söylüyorum! Ben zekiyim ve bunu kanıtladım!
     O sırada, geleceği parlak olan gazeteci David Frost devreye giriyor mikrofonuyla: 
     - Tebrikler...
     - Gelmiş geçmiş en büyük ben değil miyim? - diye kesiyor yine terli adam. - ... Şimdi herkes sussun ve beni dinlesin! Hepinize şunu söylemiştim; Tüm zamanların en büyüğü benim! Sakın, bir daha yenileceğimi söylemeyin... Sakın beni bir daha küçük görmeyin! Size söylemiştim; Kelebek gibi uçup, arı gibi sokacağımı söylemiştim! Size şampiyon olduğumu söylemiştim... Dünya şampiyonu olduğumu söylemiştim...

     Bu sözleri söyleyen kişi; "Benim kadar büyük olunca, alçak gönüllü olmak zordur" ve "Ben en büyüğüm, yaşamış herkesten daha büyüğüm", "Ben en büyüğüm hatta iki defa en büyüğüm", "O kadar hızlıyım ki, ışığı söndürmeye kalktığımda, ışıklar sönmeden yerime dönebiliyorum", "Gencim, yakışıklıyım, hızlıyım, sevimliyim, yenilmezim" sözlerini söyleyenle aynı... Rakiplerinden birini (aynı ırktan oldukları halde üstelik) defalarca "goril"e benzeten ve ve hatta rakip olarak gördüğü herkese, adeta makineli tüfek misali aşağılayıcı kelimeler kullanan kişinin ta kendisi: Muhammed Ali. Gelmiş geçmiş en büyük sporculardan biri olarak kabul edilen, Amerikalı siyahi boksör. Gerçek adı Cassius Clay iken, 50'li ve 60'lı yıllardaki koyu ırkçılığı yaşayan siyahların, haklarını koruma çabasına girişenlerin faaliyetlerini yakından takip edip bunlara bizzat iştirak eden, muhalif ve nevi şahsına münhasır bir kişilik.

gözlerini patlatmış, yine
birilerine verip veriştiriyor

     2016'da ölen Muhammed Ali'nin hayatı, filmlere konu olacak kadar ortada. Bizim burada üzerinde durmak istediğimiz husus ise, onun İslam anlayışı ve İslam dini ile pek de bağdaşıyor görünmeyen bazı enteresan özellikleridir. Tabi konu bu olunca, 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra hızlanan zenci hareketlerini, "Nation of Islam", "Elijah Muhammad" ve "Malcolm X" gibi faktörleri zikretmek zaruri olur.

     Nation of Islam: Bilindiği üzere, "fırsatlar ülkesi" Amerika Birleşik Devletlerinde, "siyah" ırktan olanların "insan" olarak kabul edilmesi pek de öyle eskilere gitmiyor. Deri renginin "koyu"luğu, yüzyıllar boyu sıkıntı olmuştur Batı'da ve bilhassa Amerika kıtasında. Vaziyet böyleyken, haklarını arama derdine düşen siyahların toplanma alanlarında birisi de, ne idüğü belirsiz Wallace Fard Muhammad isimli (ve ne gariptir ki kendisi beyazdı) şahsiyetin tesis ettiği Nation of Islam'dır (İslam Milleti veya Ümmeti gibi bir manaya çıkar). Bu kuruluş, Muhammed Ali'nin devrinde, Elijah Muhammad adıyla bilinen kişinin liderliğinde, İslam görünümlü ancak düpedüz siyah ırkçılığı yapan bir hüviyetteydi. Beyazların olduğu hiçbir yerde istenmeyen, hatta beyazların kiliselerine dahi kabul edilmeyen siyahların bir kısmı, beyazların inancı olarak gördükleri Hristiyanlık'tan kaçarken, ölçüyü kaçırmış ve peygamberlik taslayan bu fakir çiftçi kölenin oğluna toslamıştı (zaten bunların mekanları da, masalı koltuklu kiliselerin bir benzeri idi, namaz gibi şeyler zaten yok).  

Muhammed Ali ve Peygamber gözüyle
baktığı Elijah Muhammad


     Elijah Muhammad (esas ismi Elijah Poole) denilen eleman, kendini peygamber olarak göstermeye ve tüm insanların aslının siyah olduğunu, siyah ırkın çok üstün olduğunu iddia etmeye başlamakla, "radikal ırkçı" diyebileceğimiz bir çizgiye kaydı. Fakat meselenin daha da enteresan tarafı, Muhammed Ali gibi zeki ve sivri birisinin, bu herife kapılmış olmasıdır. Sosyal mecralarda bile bulabileceğiniz videolarda (mesela George Foreman'ı Zaire'de yendiği maçtan sonraki açıklamalarında) Muhammed Ali kameralara, "Allah'tan başka ilah yoktur ve Elijah Muhammad onun resuludür" diye bağırmaktadır... Ve tabi ki de ardından, kendisinin gelmiş geçmiş en büyük olduğunu da! 

"Ben son resulüm"
diyor adam


     Dönemin bir diğer aktörü, şimdilerde de milyonlarca kişiye ilham kaynağı gözüyle bakılan, Malcolm X'tir. Malcolm, yüz kızartıcı suçlardan hapishanede yatarken, yukarıda ismi zikredilen sahte peygamber Elijah hareketi ile tanışır ve çıkar çıkmaz, tıpkı Ali gibi, onun peşine takılır. Ancak Elijah'ın ipe sapa gelmez teorileri, onu giderek bu cemiyetten uzaklaştırır ve 1964 yılında Hac ibadetini yapmak için gittikten sonra, fikirleri tamamen değişir ve Nation of Islam teşkilatından ayrılır. Ayrılır ayrılmasına lakin daha 1965'in Şubatında, yakın mesafeden ateş edilmek suretiyle katledilir. Bunun müsebbibi, Elijah ve Nation of Islam mıdır, hala zihinleri karıştırmaktadır. Esasına bakıldığında, Muhammed Ali'nin Nation of Islam birliğine katılmasında, Malcolm'un (Malik el Şahbaz) ateşli vaazları çok tesirli olmuştur. Malcolm'un oradan ayrılması sonrasında ise, araları bozulmuştur. 

Ali ve Malcolm X
bir zamanlar sıkı dosttular

     Bütün bunları neden yazdık? Muhammed Ali'nin nasıl bir muhitten geldiğini ve kimlerle takıldığını daha iyi anlayabilmek için. Yani, bu meşhur, sivri dilli, çenesi hiç durmayan boksör, beyazlara tepki olarak, ne maksada hizmet ettiği belli olmayan bozuk itikatlıların peşine takılmış ve kendini bir şey zanneden başlarındaki herife alenen "peygamber" demiştir. "Sonradan bu fikirlerden vazgeçti, Sünni oldu" falan diyenler de var gerçi ama yine de bizim bildiğimiz manada "Sünni" olduğu meçhuldür. Duruşu öncelikli olarak, Hristiyanlık ile özdeşleşmiş beyazlara, başka bir dine sarılmış siyah olarak tepkiseldir. 

          Tabi ki burada bazı çelişkiler dikkat çekiyor. Ali'nin yere devirdiği kişilerin büyük çoğunluğu, kendisi gibi ırkçılıktan çok çekmiş, kenar mahalle zencileri idi. Sivri, aşağılayıcı dilinden ve kibirli sözlerinden, en az beyazlar kadar, rakibi olan siyahlar da payını alıyordu, hem de fazlasıyla. Ayrıca "Boks" denilen vahşetin, İslamiyet ile bağdaşır bir tarafı yoktu. Çünki dinimizde, bırakın insan yüzünü, herhangi bir canlının yüzüne vurmak dahi tasvip edilmemiştir. Zaten kendi ifadesiyle de boks; "iki siyahinin birbirini öldüresiye dövmesini, yığınla beyazın zevkle izlemesi"dir. 

birçok gencin duvarını süsleyen meşhur poz:
Sonny Liston yerde, Ali bağırıyor


     Peki, gecenin üçünde kalkıp onun maçlarını takip eden ve her attığı yumruk sonrasında coşan, rakibini yere serdiğinde, kendinden geçen ve pek de boksa aşinalığı olmayan yurdum muhafazakarı neden ona övgüler düzüyor, onu yüceltiyordu? Çünki o dönemdeki kısıtlı haber alma vasıtaları ile anlayabildiği şeyler, ekranda dans ederek dövüşen bu çok uzaklardaki siyahinin Müslüman olduğu, Müslümanlığını hiç çekinmeden haykırdığı ve "şeytan" olarak addedilen Amerika'dan intikam aldığı idi. Ali, sıradan bir aktivistin çok ötesine geçerek, Vietnam Savaşına gitmeyi reddediyor, köleliğin kaldırılmasına hala alışamamış beyazların riyakarlığını yüzlerine çekinmeden haykırıyor ve onlara olabildiğince üst perdeden konuşuyordu... Amerika ve Batı söz konusu olduğunda kabaran kompleksli damarımızın tam da aradığı şeylerdi bunlar! Türkiye'de ve bize benzer ülkelerde, Muhammed Ali isminin, "kahraman" ismiyle yan yana gelmesine sebep, icra ettiği spordan ve oradaki başarısından ziyade, işte bu duruşuydu.

Aktivist Ali ve yanında
Martin Luther King

12 Mart 2018 Pazartesi

Halk Ozanı ve Aşık Dayatması

     "Ozan" veya "Aşık" denildiğinde, gözünüzün önünde nasıl bir siluet belirir: Muhakkak bir saz... Kafada kasket... Ve burnun altında, bayağı irice, hatta kalınca bir bıyık! Evet, en azından 70-80 senedir akla bu kelimeler geldiğinde, hafızadaki imaj hemen hemen böyledir... Ve tabi ki, kaçınılmaz olarak, söylenen afilli, ders verir tarzda ve genelde biraz aykırı, çoğu zaman da protest sözler. Bu son argümanlardan, ozan ve aşık dediğimiz kişilerin genelde muhalif kimliklere sahip olduklarını çıkarmak gayet kolaydır. Tabi ki konumuz, bu iki kelimenin lügat karşılığı ve tarihi gelişimi değil, genelde hangi zihniyeti temsil ettiği, neyi hedef aldığı ve her zaman çokça alıntılanan o meşhur sözleridir.

     Bu taifeye şöyle bir bakıldığında, daha doğrusu az biraz Sünni süzgecinden geçirildiğinde, kılık kıyafetinden, elindeki enstrümana ve ağızdan dökülen kelimelere kadar... Her şeyin biraz "heterodoksi" koktuğu hemen anlaşılır. Peki neydi "heterodoksi"? "Ortodoks"un tam zıddı, yani burada inceleyeceğimiz hali ile, Sünni İslam'dan uzak, ondan pek "hoşlanmayan" bir realite.

     Dolayısıyla, daha ilk cümlelerdeki eşgalden de anlaşılacağı üzere, "ozan" denilen kavramın Sünni İslam'dan bayağıca bir mesafede olduğu hemen anlaşılır. Ortaya koydukları eserlere büyüteç tutulduğunda ise, bu durum daha da net bir hale gelir. Filhakika, o süslü ve "dolambaçlı" sözlerin göz boyamasından kurtulup, vermek istedikleri manayı anlamak için de biraz donanımlı olmak gerektiği, kendiliğinden anlaşılan bir şeydir.

     Ne demek istediğimizi isimler ve eserler üzerinden giderek inceleyecek olursak şayet, her vesileyle ısıtılıp ısıtılıp, önümüze getirilen en meşhurlarına bir bakalım:

 * Köroğlu: Ozan ve aşık denilince akla ilk gelen ve bu türün öncülerinden sayılan kişilerden biri. 16. veya 17. yüzyıllarda, yani Osmanlı Devletinin yükselişten çıkıp, durağanlaşmaya başladığı bir dönemde yaşadığı sanılıyor. Kişiliği hakkındaki değişik rivayetlerin ortak noktası şudur ki, Köroğlu namlı bu zat, bildiğin eli silahlı "eşkıya"dır, yani devlete yani Osmanlı'ya ve bu devleti temsil edenlere isyan etmiş, yollar kesmiş, meskun mahaller basmış birisidir. Bu bile başlı başına bir işarettir anlayana! Peki bu eşkıyanın eserlerinde neler var: Bol bol "asarım keserim"li göndermeler, düşmana (düşman Osmanlı bu arada) meydan okumalar vs.

* Pir Sultan Abdal: Günümüzde belli çevrelerin, sürekli eserlerinden şarkılar, sözler, alıntılar yaptığı, basbayağı heterodoks ve Sünni düşmanı bir tip. Ona ait olduğu iddia edilen sözlerde, erdem, yüksek faziletler ve iyilik tavsiyeleri arasında sırıtan, birçok isyan ve dinen küfür sayılacak sözler vardır.

* Kaygusuz Abdal: Yine belli çevrelerin göklere çıkardığı, oyunlar tiyatrolar devşirdiği bozuk itikatlı birisi.

* Dadaloğlu:  "Ferman padişahın, dağlar bizimdir", "Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir" sözlerinin sahibi, Osmanlı'ya hem lisanen hem de fiilen isyan eden asi ve muhalif kişilik.

* Muharrem Ertaş ve Neşet Ertaş: Baba oğul, ozangiller familyasının tanıdık simalarından. Bilhassa oğul Ertaş, aşk, sevgiliye duyulan özlem, iyi insan olmak, ilmin kıymeti, ölüm gibi konularda yazdığı, genel manada karamsar eserleri ile bilinir. 
Ertaşlar yardırıyor!

* Aşık Veysel: 20. yüzyılın en tanınmış ozanlarından birisidir. Geniş bir yelpazede, birçok kişi ondan sözler almış kullanmıştır.  Kendisi, "harama hile katmam" diyen ve rakıyı sek içmeyi seven birisidir. Bulunduğu sofrada içkinin olmaması nadirattandır. Şu yazı, bu ozanımızın hayatına çok acayip ışık tutuyor doğrusu! Yazdığı eserlerde ise enteresan sözlere rastlamak sıradandır... Misal:
Aşık Veysel ve maiyetindekiler
"parlatıyor"!
* Aşık Mahzuni Şerif: Afilli çetrefilli sözlerinin arasına, bol miktarda İslam'a aykırı ve Allah'a isyan olan sözler sıkıştıran çağdaş ozan. İslamiyetin yüce tuttuğu bir çok zata, satır aralarında hakaret eder. (Nem Kaldı adlı eserinde Hz. Osman'ı aşağılaması gibi) Eserlerini yorumlamakta ve tekrar tekrar milletin önüne getirmekte pek ısrarcıdır bazıları!
Aşığımızın keyfi yerinde!

     Bunların dışında, isimlerini sıkça duyduğumuz diğerleri de var: Arif Sağ, Musa Eroğlu, Ali Ekber Çiçek.

     İsmi zikredilenler ve daha nicesinin eserlerine göz gezdirildiğinde, dikkat çeken hususlar şunlardır:

* Adına deyiş, nefes, şiir falan filan denilen bu eserler, yoğun bir biçimde Safevi-Alevi-Kızılbaş-Bektaşi-Hurufi felsefesi ve bu felsefenin reklamları ile doludur. Bir çoğunda Allah'ı inkar (üstleri yaldızlı sözlerle kaplı biçimde genel olarak tabi), Allah'a isyan, yaratıcının kullarına hululü, her şeyde yaratıcıyı görme gibi ifadelere bol bol rastlanır... Sanki hepsinin içine birer Fadlullah Hurufi ve Cavidanname kaçmıştır.

* Güya Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin gibi zatlar ve On İki İmam göklere çıkarılırken, geriye kalan neredeyse bütün Ashab-ı Kiramdan uzak durulur. Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve hele de Hz. Muaviye gibi büyüklere ise alenen hakaretler ve aşağılamalar sıklıkla dile getirilir (üstü kapalı şekildedir bir kısmı haliyle). Ehl-i Beyt övülürken, karşılarında hep Hulefa-i Raşidin ve onların izinden gidenler varmış gibi gösterilerek, bizzat Peygamber Efendimiz tarafından övülen bu şanlı zevatın, Ehl-i Beyt düşmanı olduğu göze sokulur.

* Kardeşlik, hak almama, iyi insan olma, temel insan hakları gibi mevzular çok sık işlenir ve vurgulanır. Ancak bunlara değinilirken, ustaca bir şekilde her seferinde, kimsenin din ve itikadının ehemmiyeti olmadığı, herkesin kardeşçe sevişmesi gerektiği, Müslümanlığın pek de önemli olmadığı üstünde basa basa durulur ki, dinini kayıranlar nazarında pek de sıhhatli bir bakış açısı olduğu söylenemez. Sahip olunması ve kaçınılması gereken hasletler, gayet açık ve etraflıca olarak İslam alimlerinin din ve ahlak kitaplarında zaten vardır ve binlerce kez kaleme alınmıştır.

* Dünyalık aşk meşk mevzuları söz konusu olduğunda, gayet basit ve sıradan bir dil kullanılır ki, birazcık şiire kafiyeye meyyal olanlar, benzerlerini yazabilir ve yazmıştır da. Bunlar dışında kalan, dillere pelesenk olan sözler ise (ki çok az bir kısmı böyledir), gerçekten kaliteli ve ağza yapışan ifadelerdir. Bu eserlerdeki hava genelde olumsuz ve pesimisttir zaten. Dolayısıyla, sevgiliye kavuşamama, onu gözünde büyütme ve özlem, birçok insanın ortak paydasıdır. Bu paydada güzel söz ettiniz miydi de, hemen fark edilip, lügate eklenir... Eklenir ki acı daha da arabeskleşsin, daha da çekilmez hale gelsin!

* Bu eserlerde belki de mana olarak herkese hitap edecek ve ders niteliğinde olacak bir-iki tane olgu vardır ki; o da ölüm, dünya acıları ve fakirliktir. Dünya acılarının ve dünyanın faniliğinin anlatılması, zaten böyle karakterler için olmazsa olmaz bir şeydir.

     Değinilmesi gereken bir diğer önemli nokta da şudur: Bu tayfaya, bazen öyle isimler eklenmeye çalışılır ki, resmen ve alenen hırsızlıktır. Zira meşhur mutasavvufların birazcık vahdet-i vücuda kaçan sözleri veya tasavvufi sarhoşluk anında söyledikleri ağır manalı ifadeler yüzünden, bazı isimler hemen Safevi zihniyetine mal edilmeye kalkışılmıştır.

     En meşhurları Yunus Emre'dir elbette. Piyasaya bakıldığında, yukarıda değinilen faktörler sebebiyle, çok sayıda ilahiye ilham olmuş eserlerin sahibi olan bu zat, bir propaganda eseri olarak, Ehl-i Sünnet dışıymış gibi gösterilmeye çalışılsa da, gerçekler tam olarak bunun zıddıdır.

     Nesimi olarak bilinen kişi de, sık sık ozanlar listesine dahil edilir. Tarihlere bakıldığında, Gerçekten de "Nesimi" ismi veya mahlası taşıyan zatın, önceleri Hurufi olduğu bilinse de, sonradan tevbe ettiği anlaşılmaktadır.

     Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretlerini, Kaygusuz Abdal, Pir Sultan Abdal ve sair "abdallar" arasına sokmaya çalışmak ise, düpedüz densizliktir!

     Hulasa olarak ifade etmek gerekirse, son yüz küsür yıldır Anadolu topraklarına hükmeden zihniyet olmasa, bahsi geçen zevatı ve eserlerini belki de hiç duymayacaktık, hiç kimse de bunlar müthiş şairler ve söz üstatları olduğu iddia etmeyecekti... Gel gör ki, "parayı veren düdüğü çalıyor" ! Zaten söz konusu müzik olduğunda, bu işten en fazla yararlanacak olanları rahatlıkla kestirebiliyorsunuz. Yanına bir de sinemadaki faaliyetleri ekleyince, yaralar çok daha derin ve kalıcı oluyor ne yazık ki!