Read more: http://www.bloggerdersleri.com/2012/06/blogger-meta-tag-ayarlari.html#ixzz3CwTYFEk2 şöyle garip bencileyin: Balkanlardan Gelen Soğuk Hava Dalgası: Bulgaristan - 2 Follow my blog with Bloglovin

20 Ekim 2014 Pazartesi

Balkanlardan Gelen Soğuk Hava Dalgası: Bulgaristan - 2


     İlk yazıda kısaca Bulgaristan'ın tarihine, 1989 yılındaki olaylara kadar baktık. Bu kısımda ise, hem demokrasiye geçiş sonrasına hem Bulgarların bazı genel karakteristik hususiyetlerine hem de sinemasına bir "zoom in" yapacağız.

     Demokrasiye Geçiş


     Sosyalist Sovyetler Birliğinin mali olarak ele güne rezil olması ve giderek yükselen özgürlük çığlıkları eşliğinde çökmesiyle oluşan "kara delik" Doğu Avrupa'daki Demir Perde ülkelerini de yutarken, pek tabi olarak Bulgaristan da öksüz ve yetim kaldı. Todor Jivkov ve despot Komünist ekip gitti ve ülke özgürlüğe adım attı. Attı atmasına ama kötü de olsa bir rejime sahip olan devlet, birdenbire boşluğa düştü. Can emniyeti dahil birçok hayati konuda zafiyetler yaşandı ve "devlet" denilebilecek bir otorite ancak birkaç sene sonra tesis edilebildi. Partiler kuruldu ve hemen serbest seçimlere geçildi. Türk azınlık da vakit kaybetmeden, Hak ve Özgürlükler Hareketi isimli siyasi partiyi kurdu ve başkan olarak Ahmed Doğan seçildi. 90'lı yıllar, stabil olmayan, kırılgan bir siyasi ve ekonomik havada geçti, birçok hükumet geldi gitti.

     2000'lere gelindiğinde enteresan bir gelişme olarak, meşhur Saxe-Coburg-Gotha sülalesinin bir ferdi (Simeon Sakskoburggotski), yarım asır sonra (Bulgaristan'ı bir dönem yöneten ailenin varisi olarak) tekrar Bulgaristan'a döndü ve tıpkı bizdeki Kemal Derviş "fırtınasına" benzer bir algı ile, ülkeyi kurtarmak için kolları sıvadı... ama yine bizdeki gibi, "ithal yama" tutmadı.
Bulgarların "alter egosu"
Volen Siderov bağırırken... yine!

     2000'li yılların ikinci yarısında ise, her Bulgar'ın "fabrika çıkış ayarları"nda yer alan ve genel manada Türk düşmanlığında (onun da temeli haliyle İslam düşmanlığıdır) tezahür eden milliyetçilik damarının en bariz temsilcisi olarak Volen Siderov çıktı er meydanına ve 2005'ten sonraki her seçimde parlamentoya girmeyi başardı. Sert, hırçın ve etkileyici hitabeti ile, her seçimde partisi ATAKA'ya %4 ila %9 arasında destekçi bulabildi. Siderov için, milletinin, çoğu zaman yüksek sesle söyleyemediği şeyleri dillendiren, "Bulgarların alter egosu" diyebiliriz.

Çam yarması eski Başbakan
Boyko Borisov
     2009'da yapılan seçimleri de, karşımıza yine değişik bir karakteri çıkardı: 1989 öncesinde İçişleri bakanlığında subay olarak çalışmış, daha sonra özel bir güvenlik şirketi işletmiş (tabi o sırada karanlık insan ve olaylara da bulaşmış) ve Başbakan seçilmeden evvel Sofya Belediye Başkanlığı yapmış olan Boyko Borisov. Bu uzun boylu ve kaba görünümlü kişi, 2009 senesi Parlamento Seçimlerini, sağ ve merkez oylarını alarak galip tamamladı ve dört sene boyunca Başbakan oldu.

     Velhasılı kelam, 2000'lerin ilk on senesi, nevi şahsına münhasır siyasilerin zuhuruna şehadet ederken, ülke bir türlü beklenen gelişmeleri gösteremedi. 2007'de, Avrupa Birliğine tam olarak katılması ve sübvansiyonların gelmesi ile birlikte, bir miktar kıpırdanma ve yatırım görülse de, umumi bir ilerleme kaydedilemedi (%4'lük seçim barajının bu işte parmağı var mı bilemedim şimdi). Siyasi istikrarsızlık ve bir ileri bir geri ekonomi, ülkenin son 25 senesini tanıtmak için yeterli. 2014'ün Ekim başında yapılan Erken Seçimler de herhangi bir gelecek vadetmiyor bu açıdan ve yine koalisyon bekliyor Bulgaristan'ı.

Halef - selef
Ahmed Dogan - Lyutvi Mestan
     Bu arada, demokrasiye geçiş sonrası kurulan ve her dönem parlamentoda temsil edilen, Türk azınlığın kahir ekseriyetinin desteklemesi ve üyelerinin tamamına yakınını Türk kökenli olması hasebiyle, "Türkleri Partisi" olarak anılan Hak ve Özgürlükler Hareketinin (HÖH) duruşuna bir bakmak lazım: Ahmed Doğan önderliğinde kurulan ve kendisine suikast girişimi sonrasında Lütfi Mestan'ın Genel Başkan seçildiği partinin, seçimlerde genelikle %12-15 civarında bir ortalaması vardır. Bu oran, özellikle tek partili bir iktidar göremeyen seçimlerde kilit rol oynar. Eski husumetler, sağ-sol bakış açıları ve/veya siyasi çekişmelere dayanan koalisyon kuramama gibi kritik durumlarda, HÖH hemen bir "joker" gibi ortaya çıkar ve ufak bir iki tane bakanlık mukabilinde koalisyonların "stepne"si olur. Hak ve Özgürlükler Hareketinin bu şekilde birçok defa hükumetlerde yer almışlığı vakidir ve öyle de devam edecek gibi görünmektedir.

Bulgarların Bazı Karakteristik Özellikleri


     Bulgar Milleti genel olarak tembeldir. Bu tembellik, evlenme ve doğum oranlarının yerlerde sürünmesi dahil birçok ana konuyu doğrudan etkileyen bir faktördür. Komünist rejimden kalma alışkanlıklarla mesai saatleri çok kısadır. Millet isteksiz ve rica minnet çalışır (buna çalışmak denirse tabi). Mesai saatleri dışında birini işyerinde tutabilmek büyük başarıdır.

     Vurdumduymazlık ve boşvermişlik pek sevilen bir "gömlek"tir ve birçoğunun sırtında bu "gömlek" vardır.

     Bulgarlar kibirlidir ve deyim yerindeyse "burunlarından kıl aldırmazlar". Bu hal aslında, Balkanların Slav ağırlıklı bölgelerin neredeyse tamamına şamil bir haldir.

     Konuşma dilinin sertliğinden de kaynaklanan kaba bir dil hakimdir genellikle. Affetmek, özür dilemek, teşekkür ve rica etmek gibi kalıplar, konuşma dilinde çok azdır ve bizdeki "teşekkür ettim"
kalıbı gibi samimiyetsizlik kokan kalıplarla geçiştirilmeye çalışılır.

     Bilhassa hizmet sektörü, yukarıda zikredilen atalet, kibir ve kabalık yüzünden can çekişmektedir. Market, kahvehane ve buna benzer yerlerde, suratsız ve sanki orada zorla tutuluyormuş gibi, iş yapmaktan çekinen "hizmetliler"le mücadele etmek zorundasınızdır.

     Ülkedeki doğurganlık oranı rezil durumdadır ve nüfusun sayısal olarak azalmayıp, en azından kendini koruyabilmesi için gerekli olan % 2.11 oranını çoktan kaybetmiştir. Ortaya çıkan istatistiklere göre, 20-30 seneye kalmaz Bulgar Irkı, sayısal olarak Roman ve Türklerin ardından üçüncü sıraya yerleşecek, bir milyonun altına gerileyen ve yok olmayı bekleyen yaşlı bir nüfus haline gelecektir. Tabi bu feci doğurganlık oranının temelinde yine tembellik, vurdumduymazlık ve burnundan kıl aldırmamazlık yatıyor. Kendi zevklerinden ve rahatından fedakarlık yapmaktansa, evlenememek ya da evlenilse bile ancak tek çocukla yetinmek, pek yaygın bir zihniyettir. Sokaklar ve umumi vasıtalar yaşlılar ile doludur. Giderek artan emekliler ve masrafları sebebiyle, hükumetler habire emeklilik yaşını yükseltmeye çalışırlar.

     Her Slav gibi, her Bulgar da içki konusunda asla taviz vermez! İçki dendi mi akan sular durur. Her akşam mutlaka, en azından birkaç bira ya da rakı içmeyene adam demezler adeta! Ülkenin geleceğini, istikrarını ve selametini mahveden faktörlerden biridir içki.

Bulgar Sineması 


Siması bile güldürmek için
yeten aktör Georgi Partsalev
     İlgi alanına girmesi hasebiyle, biraz da Bulgaristan Sinemasından bahsedelim. 20. yüzyılın başlarında başlayan sinema çalışmaları, 1970 ve 1980'lerde en verimli dönemini yaşadı. Çok yönlü ve kaliteli yönetmen ve senaristlerin yanına, gerçekten yetenekli oyuncular da eklenince, gayet başarılı eserler verildi.  Ancak hepsi bir tarafa, komedi filmleri ve komedi rolleri ile ön plana çıkan aktörler, Sosyalist Dönem Bulgar Sinemasının karakteristik özelliği oldu. Angel Wagenstein, Mormarev Kardeşler, Eduard Zahariev gibi senarist ve yönetmenlerin yanına, Georgi Kaloyanchev, Georgi Partsalev, Todor Kolev, Stefan Danailov, Georgi Rusev gibi aktörler eklenince, seyir zevki yüksek filmler ortaya çıktı. 1989 sonrasında, sinema biraz daha uluslararası nitelik kazandı. Birçok Bulgar oyuncu, çeşitli ülkelerin hatta Hollywood yapımlarında rol oynarken, bazı filmler de prestijli festivallerde ödül almak için yarıştı. İşte bazı kısa örnekler:



     Son bölümde ise, Bulgaristan Türklerinin ve Türkiye'ye göç eden muhacirlerin ahvaline bir bakış atarız nasipse!


Hiç yorum yok :

Yorum Gönder