Read more: http://www.bloggerdersleri.com/2012/06/blogger-meta-tag-ayarlari.html#ixzz3CwTYFEk2 şöyle garip bencileyin: Öz Kardeşlerini Öldürebilecek Kapasitedeki İnsanların Dünü ve Bugünü - 7 Follow my blog with Bloglovin

25 Ağustos 2012 Cumartesi

Öz Kardeşlerini Öldürebilecek Kapasitedeki İnsanların Dünü ve Bugünü - 7


     20. yüzyıl başladığında Ortadoğu'nun önemli ksımlarını elinde bulunduran Osmanlı Devletini bekleyen iki büyük tehlike vardı; dışarıda, "sanayileşme" gibi gayet masum görünen ve fakat arkasında kan ve kölelik sömürgeciliği bulunan hamle ile giderek büyüyen Avrupa ve içeride, devlet idaresinden bîhaber, halkının değerlerine sırt çevirmiş bir "İttihad ve Terakki" güruhu. Aslında bunlardan daha tehlikeli olan fakat sinsice çalışan daha büyük bir kuvvet vardı, o da Britanya İmparatorluğu. Eğer 1800'lerden sonra, bütün dünyada dönen oyunların başrolüne İngilizleri koymazsanız yapacağınız bütün analizler ve çözüm arayışları sizi çok yanlış yerlere görtürecektir ve muhtemelen gerçek bir tespit yapamamış olma gerçeği ile sizi başbaşa bırakacaktır.


Theodor Herzl
     20. yüzyılın başlamasına sadece üç sene kala, 37 yaşında ateşli bir Macar Yahudisi, İsviçre'nin Basel kentinde tarihin ilk Siyonist Kongresini gerçekleştirir ve akabinde dünyadaki Siyonizm Hareketinin başına geçer. Kongrenin toplanmasından bir sene evvel, yani 1896'da, "Yahudi Devleti" kitabını yayınlayan bu fikir ve aksiyon adamının ismi Benjamin Zeev Herzl idi (Theodor Herzl diye tanınır).

     Theodor Herzl, dediğimiz gibi sadece bir teorisyen değildir, teorisini destekleyecek ve altını dolduracak da bir pratisyendir. Zira hemen faaliyete geçer ve 44 senelik kısa ömrünü bitirmeden evvel, devletinin bir an önce kurulduğunu görmek için önce işin kaynağından başlar; doğrudan Osmanlı sultanı İkinci Abdülhamid han ile görüşmek. Öyle ya, "topraklar onun elinde, ama para da bizde, e bunlar da paraya muhtaç"! Herzl, Abdülhamid Han ile iki kere görüşür ve her ikisinde de gayet rahat anlaşılabileceği üzere rüşvet teklif eder; "sen bize, öyle fazla değil canım, küçücük bir yurt veriversen, biz senin borçlarını hemen siliveririz, rahat eder, nefes alırsın"! Bu toy yazar kiminle dans ettiğinin farkında değildir! Karşında yirmi küsür senedir dünyanın en problemli yerini idare eden, tabiri caiz ise, malı gözünden tanıyan bir idareci var! Theodor Herzl, gayet teknik ve karşı tarafı da üzmeyecek ama istediği de olmayacak bir cevap alır. Bir sene sonra tekrar gelir ve yine kesin ama nazik bir "red" cevabı alınca aklı başına gelir. "İngilizler her yerde cirit atmaya başlamış, yanaş onlara Türkler'in burnunu sürt, ne uğraşıyorsun ki"?! Ömrü yetseydi yapacağı ilk şey Britanya'ya sırtını dayamak ve Filistin bölgesinden yüksek paralarla toprakları yavaş yavaş satın almaktı, fakat 1904'te öldü. Arkasından gelenler de, bu şaşmaz planı devreye sokarak, arz-ı mevud hayallerini gerçek zemine kaydırmaya başladılar ve yepyeni bir ivme kazandılar.

     1908'de işbaşına gelen İttihad ve Terakki, Osmanlı devletini içeriden "yemeye" devam ederken, patlak veren 1. Cihan Harbi, dünyada son ayakta kalan imparatorlukların da sonu oldu. Avusturya-Macaristan, Rusya, Osmanlı gibi büyük ve eski devletler yıkıldı ve dengeler tamamiyle değişti. Ekim Devrimi, Rusya'da Sosyalizmi getirirken, Osmanlı'nın çekildiği bölgelerdeki idari boşlukları ve tabi ki "cebini" de doldurmak için, Batılı Devletler var güçleri ile saldırdı. Bu boşluklardan biri de, aşağı-yukarı 400 sene Osmanlı idaresi altında olan Ortadoğu'da meydana geldi.
Balfour Deklarasyonu

     1917 yılı, Ortadoğu ve Filistin için son derece önemli bir yıl ama Yahudiler için çok daha önemli ve müjdeleyici. Zira, Osmanlı'nın bölgeden çekilmesi ve İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Arthur James Balfour'un, Siyonist hareketin önderlerinden ve para babası Lord Lionel Walter Rothschild'e gönderdiği bir mektup (ki tarihe Balfour Deklarasyonu olarak geçecektir) vatan hayali içerisindeki Yahudilere âmiyane tabirle "ilaç gibi" gelecektir!

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder