Read more: http://www.bloggerdersleri.com/2012/06/blogger-meta-tag-ayarlari.html#ixzz3CwTYFEk2 şöyle garip bencileyin: Öz Kardeşlerini Öldürebilecek Kapasitedeki İnsanların Dünü ve Bugünü - 3 Follow my blog with Bloglovin

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Öz Kardeşlerini Öldürebilecek Kapasitedeki İnsanların Dünü ve Bugünü - 3



     O kahraman, bir rivayete göre miladdan 1705 sene önce, öldürülme korkusu ile doğan bütün erkek çocukları öldürten bir Firavun zamanında, Mısır'ın Memphis şehrinde tevellüd eder. Hz. Musa, Hz. Yakub'un soyundan olan Imran adındaki bir kişinin oğludur. Musa, "sudan kurtarılmış" manasına gelir. Annesi, erkek çocuğunun öldürülme ihtimaline karşın onu bir beşiğe koyup Nil nehrine bıraktı. Nil, hakiki bir hayat kaynağı olduğunu ispat edercesine küçücük bebeğe sahip çıktı. Firavun'un hanımı Asiye (ki hadislerle medhedilmiş, hayırlı bir kadındır) bunu nehirden alıp taa kırk yaşına kadar büyütür (tabi ki süt anne olarak kendini saraya aldıran Hz. Musa'nın öz annesiyle beraber). Bu yaşından sonra akrabalarının ve kendisi gibi bir peygamber olan ve kendinden üç yaş büyük olan ağabeyi Hz. Harun'un yanına döner.

     Hz. Musa bir tartışma esnasında yanlışlıkla bir kıptiyi öldürünce Medyen şehri tarafına gitti ve orada bir peygamber olan Hz. Şuayib'in kızı Safura (ya da Zipporah veya Tzipora) ile evlendi. On sene oralarda kaldıktan sonra Mısır'a dönmek üzere yola koyuldu ve meşhur Tur Dağı'na ilk çıkışında Kur'an-ı Kerimde de ayrıntılı yazdığı üzere Allah ile konuştu ve Firavun'u hak dine davet etmek vazifesi ve iki büyük mucize ile yoluna devam etti. Daha önceleri, konuşmasında (küçük iken dilinin ucu yandığı için) sıkıntı yaşarken, peygamber olduktan sonra bu kusuru tamamen ortadan kalkmıştır.

     Kendini yarı tanrı olarak gören Firavun, "vahdet", peygamberlik" gibi sözleri duyunca kızarmış kulaklarından duman çıkardı tabi! Kendi sarayında büyümüş olan bu kişi, şimdi kalkmış sahibinin dinini beğenmiyor, onu tek bir ilaha davet ediyordu. Üstelik bununla da kalmıyor, ağır işlerde çalıştırdığı köleleri de Mısır'dan çıkarmak istiyor...olacak şey değil! Peygamberlere karşı başlatılan bilindik kampanyalardan birini devreye sokma kararı aldı; "bu peygamber olduğunu iddia eden adam sihirbazdır"! Firavun en klas sihirbazlarını topladı ve Hz. Musa'yı mağlup etmelerini istedi. Olayın vehametini farkeden sihirbazlar hemen fiyat yükseltip, (bize ikram, kayırma olacak değil mi) türünden nazlanmalarla, onlara mecbur olan Firavun'u ayartmaya çalıştılar. Firavun da "tamam tamam siz şu işi halledin ondan sonra size iyi bir kıyak çekerim" türü sözlerle sihirbazlara gazı verdi.

     Büyük gün geldi çattı; bir tarafta Firavun'un itibarı yerinde kelli felli sihirbazları, bir tarafta da Firavun'un sarayında büyümüş yetişmiş Hz. Musa. Kendilerinden emin sihirbazlar, Hz. Musa'nın (hadi siz başlayın) müsaadesinden sonra atışma başlar. Sihirbazlarının yere attıkları her bir ip büyük bir sihir ve göz boyama sonucu orada toplanmış olan halkın gözüne yılanlar şeklinde göründü ve hatta bu yılanlar Hz. Musa'nın tarafına doğru ilerlemeye başladı. Fakat Hz. Musa elindeki asayı yere bırakınca asa, kocaman bir yılana dönüştü ve onlara doğru yaklaşan bütün yılan görünümlü ipleri teker teker yuttu. Anlı şanlı sihirbazlar bir an için donakaldı! "Bu olan biten sihir olamaz, böyle olağanüstü bir şeyi yapsa yapsa bir peygamber yapar...evet evet bu tam bir mucize" diye düşündüler ve çok az bir süre devam eden iç hesaplaşmadan sonra, bu peygambere teslim oldular. Firavun tek kelimeyle çılgına döndü; (anlaşıldı, demek Musa sizin ustanızmış ha, muhakkak ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi idam edeceğim!) gibi tehditler duyuldu biraz önce yılanlı manzaraya tanık olan meydanda. Fakat sihirbazlar ne dese beğenirsiniz: (Biz Musa'ya ve Rabbi'ne iman ettik, öldürsen de bu yoldan dönmeyiz)! Şunların yaptığına bir bakar mısınız! Daha birkaç dakika evveline kadar, kendinden emin ve Firavun'un yanında keyfi tıkır olan sihirbazlar, Firavun'un işkence ve ölüm tehditlerine (ki bu tehditleri yerine getirmekte hiç tereddüt etmeyeceğini de çok iyi bilirler) karşı (hayır, bizim yolumuz bu artık, dönmeyiz bu yoldan) cevabını veriyor. Bu nasıl bir teslim omaktır ki, şan söhret ve itibar, dertsiz tasasız hayat şöyle elin tersiyle itilip, itibarsızlık, işkence ve hatta acı bir ölüm göze alınıyor? Böyle bir teslimiyeti bu zaman insanının anlaması çook ama çook zor!

Dördüncü bölüm:

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder